"Görünen ve görünmeyen yasalarını ciddiye almayanlara Tanrı’nın
dünyadaki en büyük cezası, alıştırarak sıradanlaştırmasıdır. Kalplerin
taşlaşmasından kastedilen, Tanrı’nın sıradanlaştırarak cezalandırmasıdır. Bunun
içindir ki birçok Müslüman bilgenin duasıdır şu: “Allah’ım alıştırarak cezalandırma!” Birçok İslâm klasiğinde farklı
şekillerde anlatılır bu. Dürüst ve erdemli olmaya çalışanların, yanlışlara
alışarak kendilerine ve etrafındakilere zulmetmemesi için belalar ile canlarının
yakıldığından bahseder müslüman bilgeler. Bu durum, donmaya ve yavaş yavaş
uyumaya başlayan birinin donarak ölmemesi için, canının yakılarak uyanık
tutulma çabasına benzetilebilir. Yoksa insan eleştirdiklerine, dün rahatsız
olduklarına benzeyecektir. Tıpkı bugün kadınların kaba erkeklere benzemeye
başladığı gibi. Aldatan kocalarını aldatarak doğru yaptığını zannedenler gibi. Oysa
gittikçe birbirlerine benziyorlar, donuyorlar, hissetmiyorlar, duymuyorlar.
Yanlış çoğaldıkça insanlara normal görünmeye başlıyor."
Böyle diyor İbrahim Paşalı. Alıştığımız ve devamında sıradanlaşan
şeyler, az biraz düşününce aklımıza onlarcası sıralanabilir. Bu satırları
okuyup, başkalarına da okutarak bu meseleyi biraz düşünmeye davet ediyorum. Nimete
alışmak ya da günaha. İki uçta görünen ama ortak eyleme yakalanmış kavramlar. Ortak
eylem yani alışmak. Bir güzele alışıp onu sıradanlaştırmak mı, ahlaksızlığa
alışıp unutup uyuşmak mı?
Ahlak demişken; Necip Fazıl’ın “Para” adlı piyesi, İBB Şehir Tiyatrosu’nda oynanıyor. İstanbul’da olanlara tavsiye olsun. Gelgelelim piyese gitmeden evvel şöyle bir afişe bakayım diyenin vay haline! Sanki şehir tiyatrosu denen şey devlet tiyatrosunun işlenmemiş, yedeğe alınmış, amatörcesi… Sokaktan şöyle bir geçerken duvarda bu afişi görseniz aklınıza ilk gelen şey ucuzluk olur. Etrafında para olup olmadığı seçilemeyen solmuş eski kağıtların ortasına alelade dikdörtgen biçiminde bir fotoğraf. Uyum sıfır. Dikkat çekicilik sıfır. Bize oyuna dair ne söylüyor diye düşündüğümüzde herhalde bu adam başrol falan diye düşünebiliriz. Bir de oyun bittiğinde pırlanta yüzüğe dair buruk bir hatıra. Mekana dair, derinliğe dair hiçbir şey vermeyen bu fotoğrafla alıp veremediğimiz ne olabilir? Bence bir ön hazırlık olarak bir tasarım faciası. Sanırım İBB’nin bu işlerle uğraşan elemanı KPSS’den malul bir vatandaş. Bu kadar yetsin.
Ahlak demişken; Necip Fazıl’ın “Para” adlı piyesi, İBB Şehir Tiyatrosu’nda oynanıyor. İstanbul’da olanlara tavsiye olsun. Gelgelelim piyese gitmeden evvel şöyle bir afişe bakayım diyenin vay haline! Sanki şehir tiyatrosu denen şey devlet tiyatrosunun işlenmemiş, yedeğe alınmış, amatörcesi… Sokaktan şöyle bir geçerken duvarda bu afişi görseniz aklınıza ilk gelen şey ucuzluk olur. Etrafında para olup olmadığı seçilemeyen solmuş eski kağıtların ortasına alelade dikdörtgen biçiminde bir fotoğraf. Uyum sıfır. Dikkat çekicilik sıfır. Bize oyuna dair ne söylüyor diye düşündüğümüzde herhalde bu adam başrol falan diye düşünebiliriz. Bir de oyun bittiğinde pırlanta yüzüğe dair buruk bir hatıra. Mekana dair, derinliğe dair hiçbir şey vermeyen bu fotoğrafla alıp veremediğimiz ne olabilir? Bence bir ön hazırlık olarak bir tasarım faciası. Sanırım İBB’nin bu işlerle uğraşan elemanı KPSS’den malul bir vatandaş. Bu kadar yetsin.
Buradan kendimize doğru bir açılım yapmayı teklif etmeden
kendimi alamıyorum. Ya da bir tartışma diyelim. Madem düşünerek tartışarak
konuşarak bir şeyler yapıyoruz. Sitenin de ilk aşamada göze hitap ettiğini
unutmamalıyız diyorum ben. Biri bu siteye girdiğinde ilk olarak ne varmış
demeden nerde bulunduğuna dair kendini bir sorgulamaya -anlık da olsa-
çekecektir. Hatta kendimizin bile her gün yaşadığımız mekanlarda bir biçimde
bizi oraya bağlayacak nedenler aradığımızı unutmayalım. Bu bakımdan bu yazıyla
beraber bir kanal, bir imkan olarak bu tasarım işinin düşünülmesini ortaya
atıyorum. Vesselam.

oy oyy oyy :) bayram güzel çarpmış maşallah :)
YanıtlaSilDikkat çektiğin kavram çok hassas bir nokta; 'kanıksamak' ! Ezan sesine bile alışmak ne fenadır oysa... Müslüman neyi kanıksadığına çok ama çok dikkat etmeli... bu sebeple her an uyanık olmalı bilinci açık olmalı. bu hususa ayrıca tekrar parmak basmayı öneriyorum hatta bir proje yapıp grupca çevremizde kanıksadığımız şeyleri sıralayabiliriz; çevremize çevremizdekilere alışkanlıklarımıza ve dahi kendimize yeniden tek tek eleştiren gözlerle bakıp farkındalığımızı artırabiliriz diye düşünüyorum!
Önemli bir nokta es geçmeyelim inşallah.
Tasarım mevzusuna gelince haklısın diyorum ve toplantıda olsun ayrıca olsun konuşmayı bir kaç karara varmayı talep ediyorum. ;)
YanıtlaSilbu konuda benim de hatrıladığım ve üzüldüğüm bir nokta var. üniversitede derslere başörtüsü ile giremediğim zamanlarda, ilk zamanlarda başörtümü çıkarmak çok ağır geliyordu.ama zaman geçtikçe bu duruma alıştığımı ve okul içinde ikinci bir kişiliğe büründüğümü farkettim.kapı dışında başörtüsüz duramazken,okul içinde başörtüsüz durmak normalleşmeye başladı. bu durumu farkettğimde çok üzüldüm.etrafımızda alıştığımız birçok böyle durum var maalesef.
YanıtlaSilRabbim her an farkında olabilenlerden etsin bizleri inşallah.
alışma duyarsızlaşma kavramlarına bir de bilimsel açıdan bir şeyler eklemek isterim. modern psikolojide sistematik duyarsızlaştırma denilen bu kavrama göre bir kişiye bir davranışı yaptırmak için onu küçük hedeflere bölmek ve bu hedefler en küçüğünden başlayarak bu hedefin yapılabilir olduğu gösterilir. bu hedef gerçekleştikten sonra sırasıyla diğer hedefler yapılarak ana hedef gerçekleştirilir. aslında çok basit gibi görünen ama reklamlarda veya sosyal politikalarda çok önemli etkileri olan bu yaklaşım bize sakınmamız gerekenleri sırasıyla 'sevimli' göstererek değerlerimizi yozlaştırmaktadır. Sosyal psikolojideki tutarlılık kuramına göre bir kişinin tutum ve davranışları arasında ve tutumları arasında tutarlılık vardır ve kişi bu tutarlılığı sürdürme eğilimindedir. Mesela tutumunda bir değişiklik olursa kişi bilişsel çelişki yaşar ve ya tutumuna mantıklı bir gerekçe bulur ya da davranışını değiştirir. aynı şekilde eğer davranışında bir değişiklik olursa (ki bu zorunlu bir değişiklik olabilir başörtüsünü çıkarmak gibi) o zaman kişinin tutumunda bir değişiklik olabilir (okulda başörtüsünü çıkarmanın normalleşmesi gibi). Aslında özellikle sosyal psikoloji kuramları toplumsal kurallar üzerinde çok fazla etkiye sahip olabilir. bunların olumlu yönde kullanılması gerektiğini düşünüyorum. biz boş otursak da yabancılar durmuyor. freudun kuramlarını topluma uygulayarak dönemin Amerikasında 'kadınlar sigara içmez' tabusunu yıkan ve nice farklı reklamlarla alışveriş çılgınlığına yol açan adını hatırlayamadığım sosyal bilimci var.
YanıtlaSil