“O halde
sizlere şöyle bir teklifim var: Sizler
İslam adaletinin tatbik edildiği memleketimizi geziniz. Müslüman
hakimlerin ve Müslüman halkın davarlını dinleyiniz. Bizde de sizdeki gibi
adalaetsizlik ve zulüm görürseniz hemen gelip bana bildiriniz ve siz de evvelki
kararınız gereğince uzlete çekilerek hayata küsmekte haklı olduğunuzu ispat
ediniz!” demiş.
Teklifi
kabul eden bu iki papaz, padişahtan
aldıkları hususi teskere ile Müslümanların idaresinde olan şehir ve kasabaları gezmeye başlamışlar.
Bursa’da şöyle bir davaya şahit olmuşlar:
Bir
Müslüman bir Yahudi’den at satın almış. Ancak hiçbir kusuru yok diye satılan
at, meğer hastaymış. Nitekim satın alan Müslüman’ın ahırına girdiği ilk akşam
atın hasta olduğu belli olmuş. Müslüman, sabah erkenden Bursa kadısına gelmiş ,
fakat kadı halen dairesinde yokmuş. Bir müddet bekleyen davacı , kadının
geleceğinden ümidini kestiği için bırakıp gitmiş. İkinci akşam ise at ahırda
ölmüş. Duruma atın ölümünden sonra vakıf olan Bursa kadısı:
“İlk
geldiğinizde makamımda bulunsaydım, sağlam diye satılan atı sahibine iade
ettirir, paranızı alırdım. Mademki, atın elinizde ölmesine benim vazife başında
bulunmayışım sebep oldu, ziyana girmeniz benim yüzümden olduğu için iade
edemediğiniz ata ödediğiniz parayı ben veriyorum.” diyerek, meseleyi halletmiş.
Bütün bu
olanları seyreden papazlar, İslam kadısının bu derece adil kararı karşısında
birbirlerine bakarak hayretler içinde kalmışlar. Bursa’dan hareket eden
papazlar, İznik’e gelmişler.
İznik’te
şöyle bir hadiseye şahit olmuşlar:
Bir
Müslüman bir Müslüman’dan bir tarla satın olarak ekim zamanı tarlayı sürmeye
başlamış. Bir ara kara sabanın ucuna bir şey takılmış,”Nedir acaba?”diye
çıkarıp bakmış ki, bir küp dolusu altın…Müslüman bunları alıp , tarlanın ilk
sahibine getirmiş.
“Kardeşim!
Ben senden tarlanın üstünü satın aldım, altını değil. Eğer içinde bu altınların
mevcut olduğunu bilseydin, bu fiyata bana satmazdın. Al şu altınlarını !”
demiş.
Tarlanın
sahibi de:
“
Hayır, ben sana bu tarlanın içini
dışını, alını-üstünü, hepsini birden sattım. Senin nasibine çıkan bu altınlara
şimdi ben nasıl sahip çıkarım,bana haramdır,bunları alamam.” demiş.
Mesele
kadıya intikal etmiş. İznik kadısı, bu iki Müslüman kişinin arasındaki hakka
riayet ahlakını takdirle karşılamış ve parayı her ikisine de taksim etmiş. Her
iki Müslüman da birbirine haklarını helal ederek ayrılmışlar.
Papazlar,
buradan da ayrılarak başka bir yere gitme ihtiyacını duymadan hemen İstanbul’a
gelmişler. Fatih Sultan Mehmed Han, huzuruna çıkan papazlara:
“Ne
gördünüz? Anlatın.” demiş.
Papazlar
:
“ Yüce
padişahımız tarafından eyaletlerde kurulan mahkemede dahi İstanbul’da kurulan
mahkemeler gibi adalet icra ediyorlar.
“Bursa’da
bir kadı gördük. Hiç kimse mecbur etmediği halde, kendi cebinden çıkarıp, sağ
iken iade edilememesine sebep olduğu atın parasını ödedi. İznik’te de iki
Müslüman’ın birbirlerinin hakkını almış olmaktan korktuklarına şahit olduk.
Bütün bunlar kadılarınızda ve onlara
dava hallettiren Müslümanlardaki din kuvvetini, Allah korkusunu gösteren ve Müslümanlardan başka hiç kimsede
görülmeyen çok ibretli hadiselerdir. Bundan sonra biz kara verdik. Artık
zindana girmeyeceğiz. Çünkü sizde böyle adalet tatbik edildikçe, sizden olmayan
Hristiyan papazların dahi zulme
uğramayacağına inanmış bulunuyoruz.”demişler.
Yrd.Doç.Dr. Raşit Gündoğdu, Yedikıta Dergisi
keşke o adaleti gördükten sonra müslüman da olsalarmış diye düşünmedim değil :) acaba oldular mı merak ettim
YanıtlaSil