Berra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Berra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ekim 2013 Cumartesi

Allah’ım alıştırarak cezalandırma! -ve dahi tasarıma alışmak.

"Görünen ve görünmeyen yasalarını ciddiye almayanlara Tanrı’nın dünyadaki en büyük cezası, alıştırarak sıradanlaştırmasıdır. Kalplerin taşlaşmasından kastedilen, Tanrı’nın sıradanlaştırarak cezalandırmasıdır. Bunun içindir ki birçok Müslüman bilgenin duasıdır şu: “Allah’ım alıştırarak cezalandırma!” Birçok İslâm klasiğinde farklı şekillerde anlatılır bu. Dürüst ve erdemli olmaya çalışanların, yanlışlara alışarak kendilerine ve etrafındakilere zulmetmemesi için belalar ile canlarının yakıldığından bahseder müslüman bilgeler. Bu durum, donmaya ve yavaş yavaş uyumaya başlayan birinin donarak ölmemesi için, canının yakılarak uyanık tutulma çabasına benzetilebilir. Yoksa insan eleştirdiklerine, dün rahatsız olduklarına benzeyecektir. Tıpkı bugün kadınların kaba erkeklere benzemeye başladığı gibi. Aldatan kocalarını aldatarak doğru yaptığını zannedenler gibi. Oysa gittikçe birbirlerine benziyorlar, donuyorlar, hissetmiyorlar, duymuyorlar.
Yanlış çoğaldıkça insanlara normal görünmeye başlıyor."

Böyle diyor İbrahim Paşalı. Alıştığımız ve devamında sıradanlaşan şeyler, az biraz düşününce aklımıza onlarcası sıralanabilir. Bu satırları okuyup, başkalarına da okutarak bu meseleyi biraz düşünmeye davet ediyorum. Nimete alışmak ya da günaha. İki uçta görünen ama ortak eyleme yakalanmış kavramlar. Ortak eylem yani alışmak. Bir güzele alışıp onu sıradanlaştırmak mı, ahlaksızlığa alışıp unutup uyuşmak mı?


Ahlak demişken; Necip Fazıl’ın “Para” adlı piyesi, İBB Şehir Tiyatrosu’nda oynanıyor. İstanbul’da olanlara tavsiye olsun. Gelgelelim piyese gitmeden evvel şöyle bir afişe bakayım diyenin vay haline! Sanki şehir tiyatrosu denen şey devlet tiyatrosunun işlenmemiş, yedeğe alınmış, amatörcesi… Sokaktan şöyle bir geçerken duvarda bu afişi görseniz aklınıza ilk gelen şey ucuzluk olur. Etrafında para olup olmadığı seçilemeyen solmuş eski kağıtların ortasına alelade dikdörtgen biçiminde bir fotoğraf. Uyum sıfır. Dikkat çekicilik sıfır. Bize oyuna dair ne söylüyor diye düşündüğümüzde herhalde bu adam başrol falan diye düşünebiliriz. Bir de oyun bittiğinde pırlanta yüzüğe dair buruk bir hatıra. Mekana dair, derinliğe dair hiçbir şey vermeyen bu fotoğrafla alıp veremediğimiz ne olabilir? Bence bir ön hazırlık olarak bir tasarım faciası. Sanırım İBB’nin bu işlerle uğraşan elemanı KPSS’den malul bir vatandaş. Bu kadar yetsin.

Buradan kendimize doğru bir açılım yapmayı teklif etmeden kendimi alamıyorum. Ya da bir tartışma diyelim. Madem düşünerek tartışarak konuşarak bir şeyler yapıyoruz. Sitenin de ilk aşamada göze hitap ettiğini unutmamalıyız diyorum ben. Biri bu siteye girdiğinde ilk olarak ne varmış demeden nerde bulunduğuna dair kendini bir sorgulamaya -anlık da olsa- çekecektir. Hatta kendimizin bile her gün yaşadığımız mekanlarda bir biçimde bizi oraya bağlayacak nedenler aradığımızı unutmayalım. Bu bakımdan bu yazıyla beraber bir kanal, bir imkan olarak bu tasarım işinin düşünülmesini ortaya atıyorum. Vesselam.

10 Ekim 2013 Perşembe

geç kalmış bir yazı -bismillahi evveli vel ahiri-


Burası Çikolata&KahveÇengelköy.

5 Ekim Cumartesi günü sevgili Şeyma ve TeBeSsüm’ün eşliğinde ilk mini toplantımızı gerçekleştirdiğimiz kahve. Önceden methini çok duymuştum fakat gitmek nasip olmamıştı. Çengelköy’ün tenhasında denebilecek sakinlikte, daracık bir sokakta çikolata-kahve. Müptelasınca kıymeti bilinen, meşhur olma hevesi taşımayan küçücük bir mekân. El yapımı çikolatalarından henüz tatmamış olsam da, sıcak çikolatasını şiddetle öneriyorum. Hele ki kışın gelmekte olduğu şu serin günlerde, tam zamanı bu mekânın. 
           






Toplantımızı yapıp çikolatamızı içtikten sonra, gelenlere yer vermek üzere kahveden ayrıldık. Bu günden bana kalan; masaların hepsi dolu, kalabalık olmasına rağmen mekânın verdiği huzur. Bu hissiyatı veren fonda sürekli çalan incesaz olmalı… 



Bu tatlı şeylerin bahanesiyle, yeni oluşumumuz hayırlı olur inşallah diyerekten heybedekilere selam ediyorum...

7 Ekim 2013 Pazartesi

Vaveyla heybesi

Dinleyin ey vakti duymak doruğuna varanlar 
Sıyırın kahkaha sırçasını cildinizden 
Omzunuzdan vaveyla heybesini atın 
Boşa çıksın reislerin, kahinlerin, şairlerin kuvveti 
Güler yüzlü olmak neydi onu hatırlayın ...

ismet özel




MERHABALAR,

HOŞBUYURMUSSUNUZ EFENDİM... 

Yazarlarımız yazmak istedikleri paylaşımları hemen paylaşabilirler... :) 

Uzun soluklu bir yazarlık dileriz...

P.S : Etiketler kısmından isminizi seçerek paylaşımınızı yapmanız adınız altında başlıklarınızın toplanmasını sağlar.



-Vaveyla heybesi yönetimi-