27 Ekim 2013 Pazar

tefsir dersi II (yusuf suresi)

her şeye hükmeden ve her şeyi bir hikmete bianen yapan Hakim olan Allah'ın adıyla;
hz yusuf rüya ilmini bilen bir peygamberdi. bu ilme ledünni ilim denilmekteymiş. yani okumakla yazmakla öğrenilmeyen Allah cc tarafından lütfedilen bir ilim.

7. ayette merak edenler için yusuf ve kardeşlerinde ayetler (ibretler) vardır buyrulmuştur. ilk derste de bahsedildiği gibi bu surede bize kendimizi yansıtacak ibretler var.
yusuf suresinden edineceğimiz kaidelerden ilki 'sultanı muhabbet ortak kabul etmez.' Yakup as oğlunu sevdikçe kardeşlerinin kıskançlığı arttı ve kalbine Allah' tan başkasını ortak ettiği için imtihanı başladı. bilindiği gibi Hz Yakubun imtihanı çok sevdiği oğlunu yıllarca görememektedir. surenin bize bakan yönü rabbimizden daha çok sevdiğimiz bir kişi veya bir şey olursa o bizim imtihanımız olur. Nitekim Hz yakubun bu imtihanı verebilmesi için gönlündeki yusufunu kurban etmesi gerekecekti.

Bilindiği gibi züleyha hz yusufa aşık olmuştu. o dönem mısır kadınları züleyhanın aşık olduğunu anlatmak için 'kalbinin zarı yırtılmış' demişler. yani kalbinin içine yusufu almış. Allah cc kalbi sadece kendisiyle meşgul olduğunda mutmain olacak şekilde yaratmıştır.
hatırlanacağı üzere kardeşler çeşitli iç ve dış hisleri, yusuf as da kalbi temsil ediyordu. yusuf as 'ın kıssasında kardeşler yusuf as' a acımamıştır. yani iç ve dış hisler (hayal, vehim ...) kalbe acımaz. hislerimizin arzuladığını yaptığımızda (örneğin bir gencin güzel bir kıza bakması)  aslında kalbimize kötülük ederiz.
Rabbimiz kalbe ve insana verdiği değeri ayetlerinde bildirmektedir. Kalbimizi ve kendimizi Allah'ın emaneti olarak görmek ve emanete sadık kalmak görevlerimiz arasında.
Şeyh Galib'e kulak verelim : "Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen / Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen" (Kendine güzelce bak ki, âlemin özü sensin. Sen varlığın gözünün bebeği olan âdemsin.)
Mevlana ise insanı şu şekilde tarif etmiştir. : Aziz dost! Sen, tek bir kişi değilsin;sen bir âlemsin! Sen derin ve çok büyük bir denizsin. Ey insan-ı kâmil! O senin muazzam varlığın, belki dokuz yüz kattır; dibi, kıyısı olmayan bir denizdir. Yüzlerce âlem, o denize gark olup gitmiştir! Bu konuyu anlatmak; uyanıklığın da uykunun da elinde değildir. Zaten bu dünya ne uyanıklık ne de uyku yeridir!
(Hz.Mevlânâ,Mesnevi,cilt 3-4,s.94)
 
Vakti zamanında bir devlet yöneticisi halka getirdikleri şey karşılığında altın, yiyecek gibi çeşitli şeyler verirmiş. Yiyecekleri kalmayan bir kadın kocasının da çölde biriktirdikleri bir testi tatlı yağmur suyunu götürmesini ister. kocası koskoca devlet adamına yağmur suyunu götürmenin mantıksız olduğunu bilse de karısı onu ikna eder. çıkar halifenin karşısına. halife yağmur suyu getirdiğini öğrenince yardımcılarına o testiyi altınla doldurmalarını ve adamı sarayının yanından geçen nehirden geçirmelerini yani nehiri görmesini ister. adam altınları aldığında halifenin ne kadar cömert olduğunu düşünür. nehirden geçerken ise şaşkınlığı bir kat daha artar. yanında koskocaman tatlı su nehri akan devlet adamı onun bir testi tatlı suyuna altın vermiştir. Hikaye mesneviden altındır. Mevlânâ hazretleri, bu hikâyede geçen kişilerin neyi
sembolize ettiğini kendisi açıklamıştır. Bedevî aklın, hanımı
da nefsin sembolüdür. Nefis ve akıl iyiyi kötüden ayırt
edebilmek için gereklidir. Bu ikisi topraktan yaratılmış olan
beden evinde otururlar. Birbirleriyle gece gündüz mücadele
ederler. Kadın, yani nefis devamlı beden evinin ihtiyaçlarını
dile getirir. Şeref ister, makam ister, giyecek ister, ekmek
ister, sofra ister. Hikâyedeki kadının yaptığı gibi nefis de
arzularına ulaşabilmek için değişik taktikler uygular. Bazan
büyüklenir, bazan yüzünü toprağa sürer, bazan da tevazu
gösterir.
Akıl cismanî arzu ve iştiyaklardan uzaktır. O Allah sevgisiyle
ve Allah sevgisini kaybetmenin korkusuyla yaşar.
Bedevînin destisinden maksat sâlikin vücududur. İçindeki sudan
murat sâlikin pek az olan amel ve ilmidir. Halife mürşid-i
kamili temsil eder. Dicle nehri mürşid-i kâmilin sahip olduğu
mârifetullahtır. Mürşid-i kâmilin sahip olduğu mârifetullah
ilminden istifade etmek için, kapısına testisi boş olarak
gitmek gerekir.

bir başka mesnevi hikayesi :
Hz. Yusuf, eşsiz bir güzelliğe sahipti. Kuyudan, kölelik­ten ve zindandan kurtulup Mısır'a sultan olmuştu. Ziyare­tine gelen bir can dostuna başından geçenleri anlattı. Uzun süre sohbet edip dertleştiler.
Bu arada Hz. Yusuf misafirine ikramlarda bulundu. Mi­safir dostu da Hz. Yusuf a getirdiği hediyeyi bir paket için­de takdim etti.
Hz. Yusuf paketi açtı, dostunun hediyesinin cilalanmış güzel bir ayna olduğunu gördü. Merak edip, hediye olarak neden aynayı tercih ettiğini sordu. Misafir mahcubiyet içinde şöyle dedi:
"Efendim, dostun evine eli boş gidilemeyeceğini, uy­gun bir hediye götürmek gerektiğini bildiğimden, uzun za­man sana uygun bir hediye araştırdım. Neye baktıysam hiçbirini sana lâyık görmedim. Bir küçük altın, altın madenine, bir içimlik su, okyanusa nasıl hediye götürülürdü?
"Sana canımı hediye getirdim, desem bile Hindistan'a baharat götürmek gibi bir şey olurdu. Senin güzelliğine lâ­yık bir hediye olarak en sonunda, senin içinde kendini bu­lacağın bu aynayı getirmeye karar verdim. Her defasında ona baktıkça güneş gibi parlayan cemalini görür, şükreder ve beni hatırlarsın."
Hz. Yusuf dostunun hediyesine çok sevindi ve bu ince anlayışından dolayı onu çok takdir etti.

hikayenin metaforik anlamına göre ayna bizim kalbimiz. ve Allah cc kalbimizde kendi cemalini seyrediyor. 
>> kalplerimiz zikir mahallidir. zikrullah kalbi diri tutar ve yumuşatır. kalp zikirden uzak kalırsa nefsin harareti altında kalır ve katılaşır. eğer bu halde devam ederse ateşte kavrulmadan yumuşamaz. bu yüzden cehennem ateşi kalbi temizler. 
devam eden ayette hz yakup oğullarına yusufu vermek istemediğini çünkü kurdun onu kapmasından korktuğunu ifade etmektedir. kurdun nerden çıktığını merak ediyorsanız bir rivayete göre hz yakup rüyasında böyle bir şey görür ve o yüzden böyle söyler. surenin ikinci kaidesi ise 'kişinin hasmına hücceti vermesi doğru değildir' aslında çocukları kurt olduğunu bilmiyorlardı. yakup as böyle bir şey söyleyince onlara mazereti öğretmiş oldu. Nitekim bela ağızdan çıkan söze bağlıdır. hz yakup oğlunu kendi gözünden bile sakınsa ve onu vermemek için dirense de en sonunda yusufun abileriyle  gitmesi için izin verdi çünkü imtihanı başlayacaktı. surenin bir diğer kaidesine göre 'takdir gelince basiret bağlanır.' hz yakup çocuklarının kötülük edeceğini bilmesine rağmen yusufun onlarla gitmesine izin verecekti.

Bir soru: kardeşler çeşitli hisleri temsil ediyor dedik. ve bu hisler nefsin istekleri doğrultusunda olan hislere karşılık geliyor. benim merak ettiğim yusufu öldürmelerine karşı çıkan ve onu kuyuya atmalarının daha makul olacağını söyleyen kardeşin temsil ettiği belirli bir his var mıdır acaba? eğer varsa bir konuda bize yardımcı olabilir diye düşünüyorum. nefsani his ve isteklerimiz aklımızda dolaştığında onların kötü olduğunu biliriz ve aklımıza öyle bir fikir gelir ki bu isteklere göre daha makuldur ve biz bu rahmani sandığımız aslında nefsani olan fikrin/hissin peşine düşeriz. bu hissin ne olduğunu bilirsek bu ayrımı daha kolay yapabiliriz gibime geliyor. fikir ve bilgisi olan arkadaşlarımı yoruma davet ediyorum ^_^

selam ve dua ile...












3 yorum:

  1. vicdan olabilir mi? hz. yusuf'u korumak istemiş ama diğer kardeşlerine de açıkça muhalefet edemediği için böyle bir fikir üretmiş. içinde insanı öldürmeyecek kadar su bulunan ama yardım olmaksızın çıkılamayacak bir kuyu.

    böyle düşündüm ama sonra baktım ki kardeşlerin karşılığı olabilecek özellikler şöyle sıralanmış: gurur, kin, hisset, meskenet, reyb, cebânet, ihtiras, şehvet, seyyâliyet ve zulüm.
    bu durumda söylenebilir ki, kuyu fikrini ortaya atan kardeşin bize hatırlattığı cebanet. cebanet yani korkaklık.

    YanıtlaSil
  2. ...Yusuf (as)’ın kardeşleri babalarının Yûsuf ve kardeşini (Bünyamin) kendilerinden daha fazla sevdiği gerekçesiyle Yusuf (as)’ı öldürmeyi veya bir kuyuya atmayı planlamışlar, babalarına "Yusuf’u bizimle gönder gezsin, bize güven biz onu koruruz." demişlerdi.
    Bünyamin ile aynı anneden kardeşlerdi.
    Bu okuduğum bana Bünyamin'in aslında nefsani bir duygu olmadığını düşündürdü.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hz. yusuf'un rüyasında 11 yıldız. bu saydığımız 10 kötü huy, saptırılmış 10 yücelik. 11.si bünyamin, yani hz.yusufun öz kardeşi. tekabül ettiği mana ise iman. saptırılmanın söz konusu dahi olamayacağı...

      Sil